You imagine, we do.

ipeklogo_yataySince I started my software development life I haven’t thought of the software as code. I have tried to put emotion and spirit into the software. I feel great pleasure in seeing other peoples happiness as they find life becoming easier. The most precious thing in modern life is time. Software and technologies should reduce time and make life simpler, it should increase mobility and mobilize in accordance with the developing time while reducing the time spent.
The concept of the workplace should be moved away from a fixed space between 4 walls, or a cafe. Imagine instead a lake could now be our workplace! This software could show the world how to recapture the spirit of free time.

We should not be afraid of new innovations that will facilitate our work. Of course we need to realize just because it’s new, doesn’t mean we should internalize every new one.

A friend of mine years ago quoted:

“We do not live to work, we work to live.”

I understand this quote much more clearly when I look at current business life.

People should use appropriate software and technology to spend time with their families, friends and of course themselves. I have used this technology myself.

Using multiples of different softwares doesn’t make sense once people realize life can be made easier. People generally are not aware that by using different technologies life is made more difficult.
Company employees are not there to meet the needs of the software; on the contrary, the software is developed to meet the needs of the employees.

We have developed this software so that you can have more free time with your family. If you would like more information about any of the above, please do not hesitate to contact me.

Reklamlar

Siz hayal edin biz yapalım…

ipeklogo_yatay.jpgYazılım hayatıma başladığım günden bu yana kadar yazılımı sadece kod olarak görmedim. Yazılıma duygu ve ruh vermek için uğraştım. Insanların hayatlarını kolaylaştırdıkça onların mutluluklarını görmekten büyük bir haz duydum. Modern dünyada en değerli şey zamandır. Yazılımlar, teknolojiler insanların hayatını kolaylaştırmalı, harcadıkları zamanı azaltmalı, harcanan zamanı azaltırken iş verimliliğinide arttırmalı ve gelişen çağa uygun olarak mobilize olmalı… İşyeri kavramı 4 duvar arasına sıkışmış sabit bir mekandan uzaklaşmalı, bir kafe, bir göl kenarı artık bizim işyerimiz olmalı, dünya artık buraya giderken bizimde zamanın ruhunu yakalamamız gerekiyor. Yeniliklerden korkmamak lazım, yenilikler eğer bizim işimizi kolaylaştıracaksa alalım. Ama sırf yeni birşey diye, her yeniyide içselleştirmek zorunda değiliz.

Bir arkadaşımın seneler önce söylediği bir söz vardı.

“Çalışmak için yaşanmaz, yaşamak için çalışılır.” 

Bu sözün doğruluğunu bugünkü iş hayatına baktığımda çok daha net görüyorum.

Insanlar uygun yazılım ve teknolojileri kullanarak kazandıkları zamanı ailelerine, annesine, babasına, eşine, çocuklarına, arkadaşlarına ve tabikiii kendilerine harcamalılar…

Pek çok genç arkadaşa bakıyorumda yazılımda şu teknolojiyi kullandım, bu teknolojiyi kullandım demek için uğraşıyorlar. Terimlerin içinde kaybolup gidiyorlar. Yazılım insanların hayatlarını kolaylaştırmadıktan sonra bir anlam ifade etmez. Pekçok arkadaş sırf farklı teknolojiler kullanabilmek adına insanların hayatlarını zorlaştırdıklarının farkında değiller. Çalışanlar yazılımın ihtiyaçlarını karşılamak için o firmada bulunan kişiler değillerdir, tam tersine yazılımlar insanların ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirilir.

Siz hayal kurun, biz en iyi bildiğimiz iş olan yazılım geliştirerek sizin ailenizle daha çok zaman geçirebileceğiniz zamanı yaratalım. Bu konuda hiç çekinmeden benimle iletişime geçebilirsiniz.

 

 

Mz Medya Müşteri Takip Otomasyonu

Mz Medya Müşteri Takip Otomasyonu, hem web, hemde mobil üzerinden ulaşabileceğiniz, müşteri datalarını oluşturabileceğiniz, sorgulayabileceğiniz. Uyarlanabilir bir paket programdır. Her firmaya uyarlanabilir. Sizde kendi firmanız için uygun bütçeli, kendi firmanıza özel bir müşteri takip uygulaması arıyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Web Görünümleri

Web_AnaSayfaWeb_MusteriKayitWeb_MusteriAramaWeb_OturumAcma

Mobil Görünümleri

Screenshot_20190530-094756_One UI Home

Screenshot_20190530-091245_MusteriTakip

Screenshot_20190530-091256_MusteriTakip

Screenshot_20190530-091302_MusteriTakip

Screenshot_20190530-091702_MusteriTakip

Screenshot_20190530-091851_MusteriTakip

Screenshot_20190526-183628_MusteriTakip

Kahvenin Tadı

kahvefincan

Kariyer yolunda ilerleyen eski mezun bir grup genç, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler.

Sohbet ilerledikçe misafirler hayatlarının sıkıcılığından, işlerinin stresinden şikayet etmeye başlarlar.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.

Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler;

“Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.

Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında.

Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. !

Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.

Hayat kahveye benzer, is, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar.

Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.

Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz.

Kahvenizin tadına varın!

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.”

 

Alıntı

KAĞIT BARDAK

Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenir. Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıkar ve konuşmaya başlar. Ama kafasının başka yerde olduğu anlaşılır. Daha bir iki cümle söylemişken durur, kahve bardağından bir yudum alır ve sonra bir süre bardağı kaldırıp bakar. Derin bir nefes alır ve:

“Biliyor musunuz ne düşünüyorum? Bu konferansta geçen yıl, hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı, o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu. Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı. Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişler ve özel bir kapıdan içeri almışlardı. Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi. Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim.”

Eski bakan derin bir nefes alır, seyircilere gülerek bir süre bakar ve devam eder:

“Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum. Dün buraya kendi ödediğim uçak biletim ile uçtum. Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım. Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile. Sonra da bulabildiğim yerde oturdum. Canım kahve istedi ve görevliye sordum, bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi. Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum.”

Salondakiler gülmeye başlar.

“Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu.”

Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterir. Alkışlar bitince de şunları söyler:

“Size verebileceğim en iyi ders bu işte.
Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz,
rolünüz, makamınız içindir. Size ait değildir. Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler. Çünkü aslında layık olduğunuz hep kağıt bardaktır…”

[Bu metin Simon Sinek’in “Leaders eat last”
(Liderler en son yer) kitabından alıntıdır]

8 Felsefi Öğretiye Göre Hayatın Anlamı Nedir?

Uzm. Klnk. Psk. Ayşe Canan Altındaş

Günde ortalama 8 saat bilgisayarlarımızın başında oturup, Excel Spreadsheetlere, Word dökümanlarına, PowerPoint sunumlarına bakarken, küçük bir ara alıp bilgisayarımızın başına döndüğümüzde kendimize bir an sorarız, “Sahi, hayatın anlamı nedir? Her pazartesi’nin ruhsal bir işkence gibi geldiği, her cumanın dinsel çağrışımlarının ötesinde, zihnimizde iş bitimine istinaden kutsal bir gün ilan edildiği hayatımızda, bu küçük mutlulukların ötesinde, gerçekten de “Hayatın anlamı nedir?” diye sorarken bazen bir yol gösterici ararız.

Günde ortalama 8 saat bilgisayarlarımızın başında oturup, Excel Spreadsheetlere, Word dökümanlarına, PowerPoint sunumlarına bakarken, küçük bir ara alıp bilgisayarımızın başına döndüğümüzde kendimize bir an sorarız, “Sahi, hayatın anlamı nedir? Her pazartesi’nin ruhsal bir işkence gibi geldiği, her cumanın dinsel çağrışımlarının ötesinde, zihnimizde iş bitimine istinaden kutsal bir gün ilan edildiği hayatımızda, bu küçük mutlulukların ötesinde, gerçekten de “Hayatın anlamı nedir?” diye sorarken bazen bir yol gösterici ararız. Bu yol göstericiyi şu anda bu yazıyı okuyarak bu yazıda arıyorsunuz, ama çok heyecanlanmayın, biz de size yol göstermeyeceğiz. Haşa, ne haddimize! Felsefe düşünürlerinin, psikologların, sanatçıların ve edebiyat alanında çalışanların yüzyıllardır cevabını arayıp da bulamadığı bu mühim sorunun yanıtını biz veremeyiz. Ama belki yorgun ruhlarımıza bir teselli olarak, sizlerle ünlü filozofların bu konu hakkındaki görüşlerini kısaca paylaşabiliriz.

Hayatın Anlamı Nedir?

Platon’a göre: Platon, bilginin insanı erdeme ulaştıran en önemli araç olduğuna inanıyordu. O yüzden Platon’a göre, hayatın anlamının “Daha çok öğrenmek.” olduğunu söyleyebiliriz. Hatta, Platon demokrasinin de eğitimin bir ürünü olduğuna inanıyordu. Eğitimsiz halkların demokrasiyle başa çıkamayacağını, zamanla demokrasinin bir oligarşiye döneceğini ve bilgisiz halkları yanlış bilgiyle donatan demagogların türeyeceğini ve bunun da diktatörlerin yolunu açacağını belirtmiştir. Platon’un verdiği bilgisiz demokrasi örneği size hangi ülkeyi hatırlatıyor? Yorumlarda belirtebilirsiniz.

Aristo’ya göre: Aristo’ya göre ise, insanı diğer varlıklardan ayıran bir etik yaklaşımı olmalıydı, çünkü Aristo’nun öğretisinde insan, “mantıklı (rasyonel)” bir varlıktı. Aristo, bu etik değerlerin de insanı iyi olmaya yönlendireceğine inanıyordu. Yani, Aristo’ya göre insan hayatının nihai amacının “İyi olmak.” olduğunu söyleyebiliriz.

Kinizm (Cynicism): Sokrat’ın öğrencisi olan Anisthetes’in liderliğini üstlendiği Kinik öğretiye göre, insanın nihai amacı, “basit bir yaşam” sürdürebilmektir. Bu basit yaşamda, kişi toplumdaki bireylerin çoğunu güdüleyen zenginlik, ün, güç ve cinsellik gibi arzuları bir kenara bırakıp, kendi kendine yetebildiği şatafatsız bir hayat sürdürmeye çalışır. Bu öğretinin, bir çok Doğu öğretisindeki “sade yaşam” ile benzerliği dikkatinizi çekmiştir.

Hedonizm: Belki de çoğu kişinin en aşina olduğu öğretilerden biri olan Hedonizm’e göre, insan hayatının amacı zevki olabildiğince yüksek tutup, acıyı azaltmaktadır. Yine Sokrat’ın öğrencilerinden biri olan Aristippus’un önderliğini ettiği bu düşünce ekolüne göre, her insanın keyfi, acısının üstünde olması gerektiğini savunur. Hedonizm’e göre hayatın anlamını: “Hemen, şimdi, zevk.”olarak açıklayabiliriz.

Epikürizm: Çoğu zaman Hedonizm’le karıştırılan bu öğretinin de amacı, Hedonizm gibi zevkin ve keyfin maksimuma çıkarılmasıdır. Ancak, Epikürizm’in keyfi en yükseğe çıkarmak için izlediği yol, Hedonizm’den oldukça farklıdır. Epikürizm’de kişinin keyfini maksimize etmesi, ve ataraxia diye adlandırılan seviyeye çıkması için kişinin alçakgönüllü bir hayat yaşaması, hayatın nasıl işlediğini anlaması ve arzularını kısıtlaması beklenir.

Stoacılık: Stoacılığa göre insan mutsuzluğa düşer çünkü hayata dair yanlış çıkarımlar yapmıştır. Dolayısıyla, insan doğanın işleyiş mantığını iyi tanımalı ve ona göre hareket etmelidir. Stoacılıkta bir insanın söylediklerinden ziyade, yaptıkları/davranışları önemlidir. Stoacılığa göre hayatın anlamını: “Mantığı kavra, canın yanmasın.” diye özetleyebiliriz.

Kantianizm: Kantian anlayış, Alman filozof Immanuel Kant‘ın zihin ve etik üzerine kurguladığı düşüncelerinden kök salmıştır. Kantian anlayışa göre kainatı bir arada tutan ilkeler vardır. Bu ilkelerin geçerlilikleri uygulanılabilirliklerine göre değişir. Örneğin, “Seni sinir eden herkesi öldür.” gibi bir ilkeyi evrensel bir biçimde geçerli kılmak imkansızdır, çünkü bu ilke uygulandığında dünyada kimsenin kalmaması ihtimali vardır. Dolayısıyla, Kant’ın anlayışı toplumu bir arada tutan ve optimal düzeyde geçinmeyi sağlayan bir ahlaki anlayışa bağlıdır: “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına öyle davran.”

Nihilizm: Nihilizm, hayatın içten içe bir anlamı olmadığına dair felsefik bir doktrindir. Yani “Hayatın anlamı nedir?” diye soran birinin, bir nihilistin vereceği cevap: “Hayatın anlamı yoktur. Dolayısıyla her şey serbesttir.” olur. Varoluşsal nihilizme göre, hayatın diğer filozofların ortaya koyduğu gibi tartışmasız ve ortaklaşa kabul edilebilecek bir anlamı yoktur, dolayısıyla kişinin bu hayatta her şeyi yapmak için izni vardır. Özellikle de, Nietzsche’nin “Tanrı öldü.” (“God is dead.”) aforizmasından sonra, günümüz yaşantısına en çok şekil veren felsefik doktrinlerden biri nihilizmdir.

 

https://www.labmedya.com/8-felsefi-ogretiye-gore-hayatin-anlami-nedir